I’ll meet you in my dreams

 

Dün gece –hayır olsun- rüyamda Wes Anderson’ı gördüm.

Tam olarak şöyle oldu. Nereye gittiğimi hatırlamıyorum ama yolda yürürken, karşı kaldırıma oturmuş ağlayan bir teyze gördüm. Ona doğru yöneldim. Tam teyzeye yaklaşmış, nesi olduğunu sormak üzere eğilmiştim ki bir anda nereden çıktığını anlamadığım biri benden önce davrandı ve elini kadının omzuna koyup sımsıcak bir sesle “do you need anything?” diye sordu. Kadının cevabını değil ama kendi şaşkınlığımı çok net hatırlıyorum. Küt saçlı adam, kadınla birkaç kelime konuştuktan sonra bana döndü ve yüzünü görmemle şaşkınlığım iki kat arttı. Kısa bir süre karşılıklı boş boş bakıştıktan sonra ben yüzümdeki ifadeye bir açıklama getirme ihtiyacı hissettim ve “I was just gonna ask her the same thing” deyiverdim.

Sonra o tokalaşmak için elini uzattı ve “I’m Wes, by the way” dedi. Ben de “I know” diye cevapladım. Gündüz vakti sokakta fitilli kadifeden ve üstelik uçuk pembe bir takım elbiseyle dolaşan biri başka kim olabilir ki diye düşündüm içimden.

Sonrası yok. Burada bitti.

Rüyalar işte tam da bu yüzden harika. Rüya görmeye işte bu yüzden bayılıyorum.

Rüyalar çünkü, bitmesi gereken yerde bitiyorlar. Bazen de en heyecanlı yerinde. Olsun, o da güzel. Demek ki orada bitmesi gerekiyormuş. Gerçek hayatta ise o noktayı kaçırıyoruz ve olaylar olmayacak yerlere gidiyor çoğu zaman.

Dün geceki rüya, ellerimiz -tokalaşma amacıyla da olsa- bir arada ve biz gülümseyerek bakışırken bitmeyip devam etse ben muhtemelen “I’m Çağdaş” diyeceğim. E adam Amerikalı, anlamayacak. Tekrar edeceğim. Olmayacak. Sonra “how do you spell it?” diyecek. Edeceğim. Si – Ey – Ci – Di – Ey – Es. Bu sefer “kagdas” diyecek çekingence. Kalbimden yükselen yumuşak bir ses “yaa ben senin kagdas deyişine kurban olurum” dese de sol beynim işe karışacak ve ben “begins like Charley, ends like Bush and the g is… diye açıklamaya devam edeceğim. O güzelim romantik karşılaşmanın üzerine limon suyu sıkılmış olacak.

Belki de adamcağız daha ismimi söyleyemeden “oldu o zaman, nice to meet you” deyip topuklayacak.

Ama beynimin gece nöbeti tutan kısmı tabii ki bunların olacağını biliyor ve buna izin vermemek için tam orada basıyor stop düğmesine. Bayılıyorum beynime. Alnından öpeceğim mümkün olsa.

Gerçi bizi tanıştırmak için yazdığı senaryo oldukça yaratıcılıktan yoksun, son derece klişe (hele o I’m Wes, by the way kısmı yok mu) ama olsun. Yüzümde kocaman bir sırıtışla uyandım mı? Uyandım. Çabasına sağlık. “Bu garibim Wes Anderson’la nerede karşılaşacak da konuşacak, şuna bir güzellik yapayım bu gece” demiş olmalı. Canım beynim.

Hepinize aşık olduğunuz insanlarla buluştuğunuz rüyalar dileyerek yazıma son verirken, bu şarkı da benden Wes’e gelsin

 

 

 

One Response to I’ll meet you in my dreams

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *